DERSİM ŞEHİTLERİ KAVGADA ISRAR, ZAFERE KİLİTLENME GEREKÇEMİZDİR!

HomeTürkçeGenel

DERSİM ŞEHİTLERİ KAVGADA ISRAR, ZAFERE KİLİTLENME GEREKÇEMİZDİR!

Açıklama: TKP/ML Merkezi Kitle Yayın Organı İşçi Köylü Kurtuluşu’nun Şubat 2021 tarihli 134. sayısından alınan yazıyı paylaşıyoruz DERSİM ŞEHİT

TKP/ML Militanları 1 Mayıs Mahallesi’nde Pankart Astı
TKP/ML Militanları Nubar, Özgür ve Muharrem Yoldaşları Mezarları Başında Andı!
Πολιτικό γραφείο της ΚΕ του TKP/ML: «ΑΥΤΟΙ ΠΟΥ ΕΓΙΝΑΝ ΗΛΙΟΣ ΠΡΩΙΝΟΣ ΓΙΑ ΝΑ ΜΗΝ ΞΥΠΝΗΣΕΙ ΚΑΝΕΝΑΣ ΣΤΑ ΣΚΟΤΑΔΙΑ!..» Ο ΠΕΡΙΦΕΡΕΙΑΚΟΣ ΔΙΟΙΚΗΤΗΣ ΤΟΥ TİKKO ΣΤΗΝ DERSİM ÖZGÜR ΚΑΙ Η ΜΑΧΗΤΡΙΑ ΜΑΣ ASMİN ΕΙΝΑΙ ΑΘΑΝΑΤΟΙ!
gerilla

gerilla

Açıklama: TKP/ML Merkezi Kitle Yayın Organı İşçi Köylü Kurtuluşu’nun Şubat 2021 tarihli 134. sayısından alınan yazıyı paylaşıyoruz

DERSİM ŞEHİTLERİ KAVGADA ISRAR, ZAFERE KİLİTLENME GEREKÇEMİZDİR!

“Binlerce, on binlerce şehit bizden önce halkın çıkarları için canlarını kahramanca verdiler.

Onların bayrağını yukarılara kaldıralım, kanları ile çizilen yolda ilerleyelim.” (Mao Zedung)

 

Zorlu ve karmaşık bir sürecin içerisindeyiz. Faşizmin kısa, göstermelik bir soluk alma hamlesinin hemen ardından, son beş yıldır azgınlaşarak ve koyulaştırarak, tasfiye ve fiziki imhanın tüm argümanları ile beraber pratik konumlanışı içerisinde her şeye yöneldiği bu süreçte kuşkusuz en ağır saldırılar gerilla alanlarında yaşam bulmaktadır.

Bunun anlaşılır bir yanı vardır. Zira egemen sınıfların gerilla alanlarına bu kadar pervasız saldırılarının altında yatan temel etken, var olan ve gizlenemeyen sınıf çelişkilerine en keskin müdahalenin bu alanlarda gelişecek mücadeleyle olacağını bilmesinden kaynaklanmaktadır. Bundandır ki bu en dinamik, kendisi için en tehditkar mücadele biçimi olan gerillaya saldırılarının boyutu bütün içinde en kapsamlı olanıdır.

Kuşkusuz bu saldırılarını sadece gerilla güçlerine yönelik fiziki imhayla sınırlı tanımlamak eksik olacaktır. Fiziki imhayla beraber diğer saldırı dalgasını da ideolojik-politik ayağı oluşturmaktadır. Gerilla savaşına dair gerek kitleler nezdinde gerekse de devrimci-komünist güçlerin bilincinde bir güvensizlik, bununla beraber gerilla mücadelesi yürüten güçlerde de bir yılgınlık, karamsarlık havası yaratmayı amaçlamakta ve buna yönelik pratik-politik konumlanış içerisine girmektedir.

Bundandır ki egemenler, savaşın doğası gereği gerilla güçlerinin aldığı her kayıp sonrası “bitirdik”, “bitiriyoruz” şeklinde zafer naraları atarak propagandalarını sürdürmektedir.

İşte tam da böylesi bir süreçte Proletarya Partisi devrim iddiasıyla 49 yıllık tarihsel deneyim ve tecrübeyle, yenilgi ve yengilerle savaşta ısrar eden bir çizgide yürüme iradesini göstermeye devam ediyor. Kuşkusuz Mao yoldaşın dediği gibi, “bizim kendi isteklerimiz söz konusu olunca, bir tek gün bile savaşmak istemeyiz. Ama durumlar bizi savaşmaya zorlarsa o zaman sonuna kadar savaşabiliriz.”

Tüm tarihsel tecrübelerin ortaya koyduğu gerçeklik ve yakın sürecimizin de bu gerçekliğe dayalı pratikleri savaşı yaratan tarafın işçi sınıfı ve ezilen halklar olmadığı gibi, sınıflar mücadelesinin ülkemiz coğrafyasındaki yansımasını ezilenler cephesi lehine sonlandıracak olgunun da devrimci savaş olduğunu ortaya koymaktadır. Yani iktidarını her türlü zor yoluyla ayakta tutmaya çalışan Türk hâkim sınıfları ancak ve ancak zor yoluyla alt edilebilecektir. Ülkemizde faşizmin kurumsallaşmış yapısı gereği bu zor aygıtı iktidar mücadelesinin başından sonuna kadar bu temelde yürütülmek zorundadır.

Ancak bunu belirlemek tek başına yetmez. Aynı zamanda bunun hangi strateji ve taktik çizgide yürütüleceğinin de ortaya konulması gerekmektedir. Bu anlamda komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın, ülkemizin sosyo-ekonomik yapı tahliline dayanarak ortaya koyduğu savaş stratejisi olan Halk Savaşı ve bunun andaki şekil almış hali olan gerilla savaşı, iktidar mücadelesinin hangi esaslar üzerinden şekilleneceğinin yığınla deneyimi ile doludur.

Proletarya Partisi, 49 yıllık tarihinde Kaypakkaya yoldaşın ortaya koyduğu bu çizgide yürüme iradesini sürdürürken, gerek düşmanın fiziki ve ideolojik tasfiye saldırılarına, gerekse de çizgiden sapan her türlü sağ ve sol anlayışlarla da mücadele ederek bugüne gelmiştir. Bu ısrar ve iradeyi ortaya koyarken altını önemle çizmek gereken olgu şudur ki, “…bulunduğumuz nokta, çizgimizin yaratıcı bir şekilde hayata geçmediği, başarı üretmediği, kalıcı ve savaş stratejisinin üretkenliğine tekabül etmeyen bir noktadır. Hala savaşın başlangıç noktası düzeyinde bir varlık ve gelişkinlik gerçekliği içindeyiz.” (TKP/ML 1. Kongre Belgelerinden)

Uzunca bir zamandır Proletarya Partisinin gündeminde olan bu gerçeklik, özellikle 2020 yılında savaş alanında alınan kayıplarla birlikte daha yakıcı bir biçimde kendisini hissettirdi. Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki, merkezi görevi gerilla savaşı olan bir Komünist Parti açısından kayıpların ağırlığı mevcut gerçekliğe oranla oldukça büyüktür. 2020 Haziran ayında Birim Komutanı Şerzan (Hasan Ataş) yoldaşı ölümsüzlüğe uğurladık. Devamında Eylül ayında TKP/ML Merkez Komite üyesi Nubar (Erol Volkan İldem), Birim Komutanı Rosa (Fadime Çakıl), Ekim ayında Halk Ordusu Bölge Komutanı Özgür (Ali Kemal Yılmaz) ve Halk savaşçısı Asmin (Gökçe Kurban) ve Kasım ayında Halk Ordusu Bölge Komutanlığı Üyesi Deniz (Cumhur Sinan Oktulmuş) ile Halk Savaşçısı Muharrem (Ferdi Tosun) yoldaşlar Dersim’de savaş içerisinde ölümsüzleşti. Hali hazırda sınırlı bir güçle gerilla savaşında tutunma ve direnme iradesi gösteren Proletarya Partisinin, savaş alanının ideolojik-politik ve askeri önderliğinde ve mevcut gücünün önemli deneyim barındıran bileşeni içerisinde alınan kayıplarının değerlendirilmesi, bir yandan savaşta ısrar çizgisinin karşılığı iken, diğer yandan ders ve deneyim barındırması, ölümsüz yoldaşlarımızın bıraktığı bayrağı bir an olsun yere düşürmeden, hata ve zaafların tüm cesaretle masaya yatırılarak, devam etmekte olan gerilla savaşını daha ileri taşıma sorumluluğuyla yüklüdür.

Öncelikle aldığımız kayıpların inat ve inançla yürüdüğümüz devrimci hatta düşmanın “bittiler” “bitirdik” yalanlarına karşı, yolumuza çıkan bir büküntüden ibaret olduğu ve sınıf mücadelesinin bu vb. kayıpları da içerisinde barındıran bir pratikle zafere taşınacağının bilincinde olmamız gerekmektedir. Nihayetinde alınan kayıpların ağırlığına rağmen ideolojik-politik-pratik olarak Proletarya Partisi, önderliğinden kadrolarına, üyelerinden militanlarına kadar, başta savaş alanı olmak üzere örgütlü olduğu tüm alanlarda 1. Kongre çizgisinde yürüme iradesinden bir şey kaybetmemiştir. İşte tam da bu irade yaralarımızı saracak, kayıplarımızın boşluğunu dolduracak, devralınan mirası daha ileriye taşıyacak olmanın garantisi olmalıdır/olacaktır.

Ancak yine de kayıplarımızın mevcut süreç içerisinde savaş alanında, hiç de küçümsenmeyecek bir örgütsel boşluk yarattığının bilincinde olmamız gerekmektedir. Bu bakış açısı aynı zamanda ortaya çıkan boşluğu doldurma irademizin ve iddiamızın temeli olacaktır. Bu nedenle gerilla alanında ölümsüzleşen yoldaşlarımızın yarattığı boşluğun önemini ve anlamını kavrayabilmek için öncelikle savaş ve özelde gerilla savaşının anlaşılması gerekmektedir.

Savaş Politikanın Sürdürülmesidir Ama Kendine Özgü Yasaları Vardır

gerilla

gerilla

Halk savaşının andaki biçimi olan gerilla savaşı toplamda sınıf mücadelesinde çelişkilerin en keskinleştiği süreçte, politikanın silahlarla ve kanlı bir biçimde hayata uygulanma alanıdır. Bu şu demektir; gerilla savaşı, politikanın uygulanma alanı olduğu kadar, onun kendisine özgü yasaları vardır. Gerilla savaşı, politikayı kitlelerle buluşturma-örgütleme savaştırma göreviyle beraber, düşmanı yıpratma, parça parça imha etme alanıdır. Bu durum genel olarak savaşa, özel olarak savaşın yasalarına dair pratik deneyim, tecrübe, uzmanlaşma ihtiyacı, sorumluluğu ve zorunluluğunu ön plana çıkarmaktadır. Savaş, politika ışığında hayata geçerken, “kendi gücünü koruma, hasmını imha hedefiyle” hareket eden öznelerin varlığıyla yaşam bulur. Özelde gerilla savaşının kendi karakterinde bunun somutlaşan bir dizi özgün kuralları vardır. Düşmanı tanıma, kitleleri tanıma, savaşın pratik olarak yürütüldüğü sahada araziye hakimiyet, silahlara dair bilgi, ilgi ve kullanma kabiliyeti, sabotaj bilgisi, iklim ve coğrafik bilgiler, sağlık bilgileri ve pratiği, doğada en zorlu koşullarda yaşamı sürdürme tecrübesi, inisiyatif ve esneklik kabiliyeti, taktik yaratıcılık yeteneği, saldırı ve savunma becerisi kısacası politik yönelimin gerilla alanında yaşam bulmasının önünü açacak, önüne engel olarak çıkan düşmanın yönelimini boşa çıkarma, darbeleme ve imha yönelimi üzerinden karşı hamleye yönelmeye yarayacak her türlü teorik-pratik deneyimin somut karşılığıdır savaş denen olgu. Savaş aynı zamanda bir yetenek işidir. Ancak savaşa dair ortaya koymaya çalıştığımız bu pratik sacayağının sonuç alıcılığı, gerilla savaşını yürüten öznelerin tek tek yetenek ve becerilerinin toplamda örgütlü bir şekilde hareket edilmesiyle güçlenir. Kuşkusuz tüm bunlar ancak pratik içerisinde şekillenir, kazanılır, deneyim elde edilir. Son süreçte aldığımız kayıpların boşluğunu hissedeceğimiz en önemli olgulardan birisi tam da bu noktalardır. Yoldaşlarımız, uzunca zamandır gerilla alanında konumlanmış, bahsini ettiğimiz deneyim ve tecrübeyi edinmiş, bu tecrübeyle pratikte sınanmış ve partinin politik yönelimini gerilla alnında yaşama geçirmeye çalışmışlardır. Bu nedenle Proletarya Partisinin savaş alanında aldığı kayıpların boşluğu, 1. Kongre çizgisinde belirlenen ve merkezinde gerilla savaşını geliştirme, “tutunma ve direnme savaşını” ileri hamlelere taşıma pratiğinin özneleri olmalarından dolayı ağırdır.

Ancak örgütsel boşluğu salt bunlarla sınırlamak doğru değildir. Esas olarak yoldaşlarımızı bu pratiğe yönlendiren, ideolojik duruşları, Proletarya Partisinin stratejik ve taktiksel yönelimini kavrayış düzeyleri, onu gerilla alanında uygulayan/uygulatan bir konumlanış içerisinde olmalarıdır. Nitekim yoldaşlarımızın bir bölümü uzunca zamandır gerilla alanında pratik-politik-askeri önderlik görevlerini yüklenmiş ve yürütmüş olmalarıyla da önemli boşluklar yaratmışlardır.  Gerilla savaşı, yukarıda dikkat çektiğimiz savaşın sürdürülebilmesi için gerekli bazı koşulların ve yeteneklerin kazanılma pratiğini yönetme becerisini ve deneyimini de zorunlu kılar ki yoldaşlarımız aynı zamanda yönetici vasıflarıyla da pratik konumlanış içerisinde olmuşlardır.

Kısacası yoldaşlar, kendilerinden önce partimizde birikmiş savaş deneyimi ve yöneticilik tecrübesini kendi pratiklerinde edindikleri tecrübe ve deneyimlerle de harmanlayarak pratik konumlanış içerişinde olmuşlar ve devrimci görevlerini yerine getirirken silah elde ölümsüzleşmişlerdir. Tüm bunlarla birlikte alınan kayıpların ağırlığını arttıran Proletarya Partisinin savaş çizgisi ve politik yönelimine uygun bir konumlanışla, Parti önderliğinin Nubar (Erol Volkan İldem) yoldaş şahsında savaşın tam da göbeğinde almış olduğu kayıptır. Bu konumlanış Proletarya Partisinin savaşa önderlik misyonunu, bizzat savaş içinde konumlanarak, yönetme ve sürdürme iradesinin ifadesidir. Önderlik kolektif bir mekanizma olduğu kadar, görev bölümü ve görev sahalarındaki pratik konumlanışı oranında ideolojik-politik-örgütsel önderlik işlevini sürdürme becerisini gösterebilir. Bu anlamda kuruluşundan bu yana bu anlayışından taviz vermeden bizzat savaş içerisinde konumlanmış bir önderlik anlayışının temsilcisi olarak Nubar yoldaşın kaybı, ortaya çıkan boşluğun ağırlığını arttırmıştır. Yani savaşa önderlik eden Parti, tarihsel geleneğinin sürdürücüsü ve üzerine yüklenen sorumlulukla hareket eden konumlanışıyla savaş deneyimini pratikte kazanma mücadelesinde, savaşın içerisinde gelişen, geliştiren, yöneten, yönlendiren bir öznesini, önderini ölümsüzlüğe uğurlamıştır.

Ölümsüz yoldaşlarımızın bıraktığı boşluğun fark edilmesi, anlaşılması, kavranması biz ardıllarına, bu boşluğu doldurma iradesinin hayata geçirilmesini koşullayan bir dizi görevi omuzlarımıza yüklemiştir. Bu görev salt boşluk doldurmayla sınırlı değildir. Nihayetinde yoldaşlarımızın savaşın merkezinde silah elde toprağa düşmelerine yol açan konumlanışlarının politik anlamını, ideolojik temellerini daha fazla bilince çıkararak pratiğe yönelmek durumundayız. Alınan kayıpların karamsarlık yaratmasına müsaade etmeyen bir ele alışla, yaralarımızı sarmaya yönelmeliyiz.

Gerilla savaşının düşmanın en kapsamlı saldırılarıyla karşı karşıya kaldığı, tasfiyeciliğin etkileriyle kimi örgütlerin “ricat politikasıyla” gerilla savaşına elveda dediği bu koşullarda, temel ilkesi “kendi gücünü korumak, düşmanını imha etmek” olan savaş içerisinde, alınan kayıpların politik muhtevası tam da bu karamsarlığın önüne geçecek, irademizi pekiştirecek bir niteliğe sahiptir. Anlamamız gereken olgu şudur ki düşman bilinci, gerilla alanına yönelik saldırıların salt gerillayı imha siyaseti üzerine bir konseptle gelişmediğini, orada asıl hedefin savaşa yön veren ideolojik duruşun, savaşı gerekli kılan politik yönelimin ve buna uygun bir parti konumlanışının hedeflendiğini işaret etmektedir. İşte tam da bu nedenle gerilla alanında can bedeli sürdürülen pratiğin, kahramanca gösterilen fedakarlığın ideolojik bir karşılığı, politik muhtevası, örgütsel çizgisi vardır. Tasfiyeciliğin çok yoğun yaşandığı, düşmanın gerilla alanı somutunda, komünist-devrimci mücadeleye fiziki ve ideolojik olarak azgınca saldırdığı koşullarda yoldaşlarımız kahramanca bir fedakarlıkla süreci karşılamış ve canları pahasına bu saldırı dalgasına karşı asıl olarak partinin ideolojik-politik yönelimini korumuşlardır. Savaşın “kendi gücünü koruma, düşmanı imha etme” ilkesi üzerine şekillendiği bir gerçeklikte, gerilla alnında alınan böylesi bir kaybı Mao yoldaş şu şekilde tanımlamaktadır.  “Savaşta kahramanca bir fedakarlığın teşvik edilmesini nasıl haklı gösterebiliriz. Bu “kendini koruma” ile çelişmez mi? Hayır çelişmez; fedakarlık ve kendini koruma, hem birbirinin karşıtıdır, hem de birbirini tamamlar. Savaş, kan dökülen siyasettir ve bir bedeli vardır; bu bedel bazen çok yüksek olur. Kısmi ve geçici fedakarlık (kendini korumama), genel ve kalıcı bir kendini koruma için katlanılan bir şeydir.” (Mao Zedung – Seçme Eserler-cilt 2 sf. 163)

Yoğunlaşmamız, çözümlememiz, geliştirmemiz, ilerletmemiz gereken çizgi ölümsüzleşen yoldaşlarımızın bizlere bıraktığı mesajdır. Bu mesajı doğru anlamak, öncelikle savaşın kayıplarla birlikte ilerleme zemini taşıdığını anlamaktır. Yoldaşlarımızın ilk mesajı budur. Bizi diri tutacak olan, irademizi güçlü kılacak olan budur. Gericiliğin en koyu yaşandığı böylesi süreçlerde tasfiyeciliğin etkilerine kapılmadan ileriye bakmamızı sağlayacak olan çizgiyi Lenin yoldaş “Ortodoks Marksizme daha fazla sarılalım” diyerek işaret etmiştir.

İşaret ettiği bu çizgi en başta diyalektiğin parça bütün ilişkisini doğru kurmamıza, yenilgi ve yengileri bu bütünlük içerisinde ele alışımıza, doğru sonuçlar çıkarmamıza yardımcı olacaktır. Alınan kayıplar özgülünde olduğu gibi, bir parçada ağır boşluklar yaratan sonucun, geleceğe dair ideolojik çizgimizin, politik yönelimimizin, örgütsel pratik hattımızın korunmasının somutlaşmış hali olduğunu görmek gerekmektedir.

Evet yoldaşlarımızın politik-pratik-örgütsel boşlukları ağırdır. Pratik olarak kaybettiğimiz deneyim ve tecrübe büyüktür. Ancak bu deneyim bir bütün tükenmiş değildir. Savaş alanında geride kalanlarla birlikte Parti bütününün, kaybettiğimiz bu deneyimi telafi etme kudreti-inancı ve iradesi vardır. Bu nedenle sürecin yaralarını saracak bir ele alışla, daha ileriyi hedefleyen bir bakış açısıyla görevlerimize sarılmalıyız.

Dersim Şehitleri Tasfiyeci Saldırılar Karşısında İdeolojik Duruşun Temsilcileriydiler

Sınıf mücadelesi bedeller ödetildiği kadar bedellerin de ödendiği bir çarpışmayla sürdürülüyor. Savaşın doğası gereği bu bedellerin en yüksek biçimi ölümsüzlüğe uğurladığımız yoldaşlarımız olmaktadır. Kuruluşundan bu yana 400’e yakın ölümsüz yoldaşını bu savaşta kaybeden Proletarya Partisinin 2020 yılında yaşadığı kayıplar da bu gerçekliğin bir parçasıdır aslında.

Bu anlamda özel olarak yılgınlığın, karamsarlığın, kavga kaçkınlığının en revaçta olduğu böylesi süreçlerde sınıf mücadelesinin en ön mevzilerinde önemli ders ve deneyimle yüklü yoldaşlarımızın kaybı, en zorlu koşullarda dahi Proletarya Partisinin devrim iddiasının pratik karşılığıdır.

Bu anlamda ölümsüzleşen yoldaşlarımızın, ”mirasını devralmaktan” kastımızın ilk odak noktası taşıdıkları devrim iddiasını kuşanmaktır. Kuşkusuz bu iddianın en zorlu ve en kapsamlı saldırılar karşısında dahi yoldaşları sarıp sarmalaması, savaşta can bedeli ısrarlı duruşları Proletarya Partisinin sahip olduğu ideolojiye ve kitlelere olan güvenlerinden kaynaklanmaktadır. O halde yoğunlaşılması gereken nokta her türlü ideolojik hastalıklarımızla hesaplaşmak, saflarımızdan ve benliğimizden temizleyerek MLM ideolojisiyle donanmaktır. Ölümsüz yoldaşlarımız tam da buraya yoğunlaştıkları, yöneldikleri içindir ki, yılgınlığa meydan okumuş, kaçkınlığa karşı silahlarını ellerden düşürmemişlerdir. Ölümü kutsamadığımız gibi, yoldaşlarımızı da tabulaştırma uğraşı içinde değiliz. Ancak bedel ödedikleri bu mücadelede bütün çelişkilerine rağmen, onların ısrarını ve inançlarını pratikleri içinde görme/gösterme zorunluluğumuz da vardır. Bu olmadığı sürece yoldaşlarımızı anmanın sadece sözde, sloganlarda kalacağını anlamak zorundayız.

Elbette yoldaşlarımızın kaybı burukluk, acı, öfke vs. gibi duygular yaratmaktadır/yaratmıştır. Ancak duygulara yön veren maddi yaşam ise bu devrimci duygularımızı şekillendirecek olan da pratiğin kendisi olmak zorundadır. Pratiğin içine girmeden, oraya güçlü bir katılımla dahil olmadan ne ideolojik donanım sağlayabilecek ne de yoldaşlarımızın “bıraktıkları mevzileri” layıkıyla doldurabileceğiz.

Egemen sınıfların her türlü saldırılarına karşı duruş bir irade savaşıdır. İrade savaşı içindeki pratiğimiz, duruşumuz, sınıf mücadelesi konumlanışımızın göstergesidir. Genel olarak Proletarya Partisi, özelde de tek tek militanlarının bu irade savaşı içindeki sınavı, geleceği hedefleyen yürüyüşte önemli bir yerde durmaktadır. Dersim’de ölümsüzleşen yoldaşlar bu sınavda görevlerini layıkıyla yerine getirmişlerdir. Bugün biz ardıllarına düşen görev onların bıraktıkları yerden iradeciliğe düşmeden irade savaşını güçlendirmek, sadece günü kurtarma pratiğiyle değil, devrimi yaratma iddiasıyla, onlar gibi geleceğe bakma cüretini kuşanarak mücadeleye daha güçlü katılmaktır.

Dersim Şehitleri Savaşa Göre Şekillenme İradesidir

Bu iradeyi kuşanma, salt teorik söylemlerle yaratılacak bir olgu değildir. Pratik karşılığı Proletarya Partisinin stratejik ve taktik yönelimine uygun konumlanışla mümkündür. Halk savaşının ve özelde gerilla savaşının stratejik ve taktik önemi, devrimin bütünlüklü görevi olduğu kadar, sadece savaş alanının değil, Proletarya Partisinin bütünlüklü ve merkezi görevidir. Bu anlamda 1. Kongre çizgisinde belirlenen “savaşa göre şekillenme” yönelimine uygun bir devrimci faaliyet gerek savaşın açmazlarını gerekse de ortaya çıkan boşluğu doldurmamızın temeli olacaktır.

Savaş iki özne arasında yürütülmektedir. Düşman ve devrimci-yurtsever-komünist güçler arasında. Savaşan güçler arasında alabildiğince dengesiz koşul ve farklılıkların olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu bağlamda alınan kayıpların, güçler dengesi arasındaki eşitsizliğin de bir parçası olduğunu görmek gerekmektedir. Ama zaten gerilla savaşı “zayıf, dağınık, donanımsız bir gücün, kendisinden daha güçlü, donanımlı bir güce karşı” taktik ve somut koşullar içerisinde stratejik önemi olan bir savaş çizgisidir. Kitlelerin örgütlenmesi, savaşa kanalize edilmesi, öznesi haline getirilmesi yaygınlaştıkça bu dengesizlik tersine dönecektir. Gerilla savaşının ihtiyacını bilince çıkarma, bir anlamda devrim bilincinin gelişimi ile mümkündür. Ancak bilinç pratiğin tam içinde, ona uygun bir konumlanmayla ve görevler toplamında yaratılabilecektir.

Bilinç ve eylem bütünlüğü içerisinde yaklaştığımız oranda, gerilla savaşının yaşadığı açmazları, bu açmazlar karşısında üzerimize düşen görev ve sorumlulukları anlayabilecek ve harekete geçeceğiz. Proletarya Partisinin 1. Kongresinde de ifade ettiği üzere kayıplarımızla beraber, gerilla savaşındaki açmazlarımızı aşmak için, öncelikle savaş çizgisine olan inancımızın derinleştirilmesi gerekmektedir. Yaşadığımız sürecin bir bütün savaş çizgisini, devrim stratejisini, daha önce defalarca sorgulayanların yok oluşlarında ispatlandığı gibi bir karamsarlıkla değil, ileriye taşıma sorumluluğuyla yüklü bir konumlanış içerisinde olunması oldukça önemlidir. Bu nedenle “Partimiz, devrim stratejimiz olan Halk Savaşının proletarya önderliğinde, doğru bir şekilde kumanda edildiğinde muzaffer olacağından şüphe duymamaktadır. Yaşadığımız sorunları, geliştiremediğimiz mücadeleyi bu stratejik hatta arama yerine bu stratejik hatta derinleşme, savaşın ve sınıf mücadelesinin sorunlarını bu genel siyasi çizgi etrafında, onu zenginleştirerek ve uygulanabilir kılarak şekil almak önemlidir.” (TKP/ML 1. Kongre Belgelerinden)