TKP/ML MK-SB: KATLEDİLİŞİNİN 48. YILINDA ÖRNEK BİZE CESARETİN!

HomeTürkçeGenel

TKP/ML MK-SB: KATLEDİLİŞİNİN 48. YILINDA ÖRNEK BİZE CESARETİN!

Açıklama: www.tkpml1.net sayfasında yayınlanan TKP/ML MK-SB imzalı "Katledilişinin 48. Yılında Örnek Bize Cesaretin" başlıklı açıklamayı paylaşıyo

TKP/ML Militanlarından Atina’da Eylem
TKP/ML MK-SB: İBRAHİM KAYPAKKAYA BİR ÖNDERLİK MANİFESTOSUDUR!
TKP/ML Militanları Gülsuyu’nda, Katledilişinin 47. Yılında Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’yı Andı
TKP/ML

TKP/ML

Açıklama: www.tkpml1.net sayfasında yayınlanan TKP/ML MK-SB imzalı “Katledilişinin 48. Yılında Örnek Bize Cesaretin” başlıklı açıklamayı paylaşıyoruz

 

 

 

KATLEDİLİŞİNİN 48. YILINDA

ÖRNEK BİZE CESARETİN!

Proleter devrimciler için Whitman; “Yaşıyoruz, kızıl kanımız tüketilmemiş̧ güçlerin ateşiyle kaynıyor” diyordu. Kaypakkaya tüketilmeyen, tüketilmeyecek bir gücün ateşiyle kızıl kanını kaynatıyordu. Kısacık devrimci-komünist yaşamında bu ateş hiç sönmedi. Son nefesini verene kadar o ateşle kavruldu, yaşadı ve ihtilalci çizgiyi örgütledi.

Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA, her şeyden önce devrimci bir iktidara duyulan gereksinimin tepeden tırnağa donanmış halidir.

Bu ihtiyaçla var olmuş, bu ihtiyaçla şekillenmiş, bu ihtiyaç, teorik-ideolojik mücadelesini yönlendirmiştir.

Bu ihtiyaçla, kitlelerin savaşımının pratik deneylerini incelemiş, onlardan öğrenme yoluna girmiş, onların davranışlarının iç ilişkilerini kavramaya odaklanmıştır.

Bu ihtiyaçla, uluslararası gelişmeleri kavramaya çalışmış, revizyonizmle komünist çizginin mücadelesinde net olarak MLM safında yolunu benimsemiş, bu ihtiyaçla olağan bir örgütten öte proletaryanın çelik disipliniyle şekillenmiş bir örgüt arayışına tutuşmuştur.

Bu ihtiyaçla, toplumsal ve siyasal çelişkilerin gerçek özüne yönelmiş, kodlarını çözmeye çalışmıştır. Bu ihtiyaç ki, 50 yıllık revizyonist egemenliğin bulanıklaştırdığı, belirsiz hale getirdiği, özünü kararttığı en önemli toplumsal ve siyasal çelişkileri en sade ve daha da önemlisi CÜRETLİ bir şekilde teorileştirmiştir. Bu ihtiyaç, onun belirlediği hedefe kilitlenmesine ve ona tereddütsüz yönelmesine  zemin sunmuştur.

Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA, 18 Mayıs 1973’de faşist diktatörlüğün 90 günlük ağır işkenceleri sonucu henüz 24 yaşındayken katledildi. KAYPAKKAYA yoldaşın, devrimci bir iktidara duyulan gereksinimi gidermek için çıktığı kısa yolculuğunda, hayatı boyunca en verimli kullanmaya çalıştığı ve hep YETMEYEN şey ZAMAN olmuştur. Evet Kaypakkaya’da yetmeyen  şey zamandır. 90 günlük işkence seansları içinde, bulduğu her anı devrimin sorunlarına, tarihsel ve toplumsal çelişkilerin devrimci teori ile açığa çıkarılmasına dair taslaklar oluşturmak, inceleme programları yapmak için kullanmıştır. KAYPAKKAYA yoldaş, devrimin sorunlarını çözüme kavuşturmak üzere bir yaşamı örgütlemiştir. Ancak erkenden koparıldığı ömrü ,hedeflerini gerçekleştirmeye yetmemiştir.

O, yol gösterici olan devrimci teorinin ülke topraklarına uyarlanmasında edindiği net bakış açısıyla işe koyulmuştur. Bir yandan devrimin teorik sorunlarını çözmeye çalışırken, diğer yandan 71 Askeri Muhtırası’nın azgın saldırıları ve boğup yok etme hamlesi içinde Komünist Parti’yi örgütleme, inşa etme ve devrimci pratik hattını örgütleme işine yoğunlaşmıştır. Silahlı mücadelenin başlatılmasına yönelik yoğunlaşma içine girmiştir. THKO ve THKPC’nin yenilgilerini incelerken, yine bu devrimci örgütlerin önderlerinin deneyimlerini sentezleyerek çıktığı yolda öğrenmeye dair çabasını büyütmüştür. Çizgisel olarak mahkum ettiği bu devrimci hattın silahlı deneyimlerini eleştirel bir yaklaşımla ele almıştır. Önder yoldaş, zamanı yokmuşçasına çalışmış, yoğunlaşmış, incelemiş, öğrenmiş, öğretmiş, yıkmış ve inşa etmiştir. Zamanla yarışa girmiş, enerjisini zamanı geçmek için kullanmıştır.

Ancak zaman yetmedi ve zamanı yetmedi. Koyulduğu işi daha güçlü donatacak, öngördüğü büyük gelişmelere partiyi inşa edip onu ideolojik-politik ve örgütsel olarak hazırlayacak zamanı bulamamıştır. Feda ruhunu geleceği kazanmak için kuşanmış, teorisini pratikte ispat etmenin nesnel koşullarını tarihsel bir fırsat olarak gören bir şekillenişle faaliyetleri örgütlemiştir.

Önder yoldaş, tüm elverişsiz koşullara ve partiyi var edişinin kısalığına rağmen tarihsel ve politik anlamları ve amaçları yerine getirmeyi başarmıştır.

Komünist partisinin ülkemiz şartlarında silahlı mücadeleye dayanmaksızın var olamayacağını, komünist niteliklerini inşa edemeyeceğini savunan önceki tüm boş gevezeliklere, teorilere, ilerlemeyi sağlamayan arayışlara, pasifizmi kutsayan revizyonist fikirlere karşı savaş içinde gelişecek, donanacak, yetkinleşecek KOMÜNİST PARTİ anlayışını oturtmayı başardı.

Gerici ordudan devrim bekleyen, “Kemalist yurtseverlik” umutları ile anti-emperyalist kalkışma uman, egemen klikler arası çatlaklardan umut devşiren, halkın örgütsüz ve dağınıklığını yılgınlığına gerekçe yapıp zamanı kollayan tüm yaklaşımlara karşı; “halkın ordusu yoksa hiçbir şeyi yoktur” diyerek devrimin üç silahından biri olan ordulaşmayı başlattı.

Tarihin her yenilgi döneminde çıkan “liberaller ve kafasızlaşmış entelektüeller” korkakça ve kaybolmuş cesaretleriyle şunu öğütlüyordu: “Bir kez yenildiğiniz yere gitmeyin. Bu uğursuz yola tekrar ayak basmayın!”… Buna karşı ise “Sınıf bilinçli proletarya, onlara şu yanıtı verecektir: Ta­rihin büyük savaşları ve devrimin büyük görevleri ancak ileri sınıflar tekrar tekrar saldırıya geçtikleri ve yenilgi deneyimiyle akıllanmış̧ olarak zaferi kazandıkları için yapılabilmiş̧ ve çözülebilmiştir. Yenilen or­dular iyi öğrenir.” (Lenin). Kaypakkaya silahlı mücadelede ısrarı ve kararlılığı ile sınıf bilinçli proletaryanın tarihsel deneyimini, birikimini bu şekilde ülkemizde var etti.

Sınıf bilinci, sınıf tutumu aynı zamanda düşman olgusunu doğru ve tam tanımlamayla oluşur, yön bulur ve hedefine kilitlenir. Tüm sorun ve çelişkileri, düşman sınıflar gerçeğine göre ayırma yani sınıfsal bakmayı keskin hatlarıyla belirlemiştir. Tepeden tırnağa, devrimci teorinin yarattığı bilinçle düşman bilincini kuşanmayı tavizsiz, tereddütsüz ve cesaretle sağlamıştır.

“İlkelere bağlılıktan başka kurtuluş yolu yoktur” diyen Lenin ve “İlkelere bağlı politika, tek doğru politikadır” diyen Stalin yoldaşların, ilkesiz ve kötü öğrencileri revizyonistlere karşı ilkelere sıkıca sarılan “Marksizmi genel bir yönerge” olarak kavrayan tutumu ile 23 yaşında manifesto yazmıştır.

Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ateşinden etkilenip, büyüsü altında kalan ancak onun sınıfsallığına dayanarak teorik-politik-ideolojik temelde cüretli ve atak olmayan devrimciliğe karşı Büyük Kültür Proleter Devrimi’nin özü olan tüm toplumsal çelişkileri bir sorun haline getiren, inceleyen, ona yeni bir bakış açısı ile bakan tepeden tırnağa cüretli bir tutumla Kemalizm ve Kürt meselesine açıklık getirmiştir.

Bu yüzdendir ki MLM devrimci teorinin ruhu, Türkiye denen coğrafyada tam 50 yıl sonra yeniden canlandı, ete kemiğe büründü.

Stalin yoldaşın, Lenin’in vasiyeti olarak belirttiği; “Hiçbir zaman küçük işleri reddetmeyin, çünkü büyük küçükten doğar” yaklaşımı, Önder yoldaş için geçerliydi. Dağınık, moralsiz, oldukça az sayıdaki kadro ve sempatizanla koyulduğu süreçte, devrimimizin parlak ve eşsiz teorilerini oluştururken, 50 yıllık revizyonist partinin, enternasyonal proletaryanın kızıl bayrağında yarattığı tüm lekelerini temizleyip yeniden enternasyonal proletaryanın bayrağını göklere çekerken devrimin ihtiyacı olan her işi omuzlamaktan geri durmadı. Küçük işleri gerektiren başlangıç ve inşa sürecinde BÜYÜK bir komünist önder olarak düşmanın burçlarına destansı bir direnişle kızıl bayrağı çekti.

O kızıl bayrak partisiyle tam 49 yıldır dalgalanıyor. O komünist bir tutumun, halka sonsuz bir bağlılığın, sınıf mücadelesinin sorunlarına çözüm üretmeye vakfedilmiş kısacık bir ömrün, eskiyi parçalayıp atan, yeniyi inşa eden bir cüretin, düşmana sonsuz bir öfke ve kinin, devrimimizin yaşam iksiri olmanın kendisidir.

Onu anmak; onu anlamakla ve onu yaşamakla olanaklıdır. Onu anmak; ezilen halk yığınlarının haklılığına ve değiştirme kudretine güvenmekle olanaklıdır. Onu anmak; çürümüş sistemin devrimci hamlelerle ve mutlak şekilde parçalanmasını kavramakla olanaklıdır. Onu anmak; zayıflığın güce çevrilmesinin olanaklı olduğunu kavramaktır. Onu anmak; onun çizdiği güzergahın üç genel sekreter, onlarca merkez komite üyesi, yüzlerce militanı ölümsüzleşerek sürdürme iradesi gösteren partisinin kavranmasıdır. Onu anmak; sorunlardan korkmamak, kavgadan geri durmamaktır. Onu anmak; dünyayı acıyla, çileyle, zulümle, kanla, gözyaşı ve sömürü ile kuşatan zalimleri, tiranları, asalak ve sömürgenleri “tüfeğin namlusuna” hedef yapmanın kavranmasıdır.

Komünist Önder KAYPAKKAYA yoldaşı bilinçle, özlemle, devrim yolumuzda sebatla anıyoruz.

 

KOMÜNİST ÖNDER İBRAHİM KAYPAKKAYA ÖLÜMSÜZDÜR!

TÜKENMEYEN, TÜKETİLMEYECEK GÜCÜMÜZDÜR KAYPAKKAYA!

YAŞASIN HALK SAVAŞININ ZAFERİ!

YAŞASIN MARKSİZM-LENİNİZM-MAOİZM!

YAŞASIN PARTİMİZ TKP/ML ÖNDERLİĞİNDEKİ TİKKO VE TMLGB!

 

TKP/ML MK-SB

MAYIS 2021

COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0